Kurucu anlamı

Tüm Eş anlamlılar: KURUCU Tüm eş anlamlısı, benzer anlamı, kelimelerini bulabilir arama kutusundan tüm hepsine arayarak ulaşabilirsiniz. Kurucu 1 . Bir kurumun, bir işin kurulmasını sağlayan, müessis. 2 . isimBir kuruluşu oluşturan kimse: 'Gazetenin kurucusu.'- 3 . isim, gramerCümleyi ... Spor oyun kurucu Bulmaca Anlamı. admin tarafından Ağustos 31, 2020 tarihinde yayınland ... Cengel bulmacada sorulan Spor oyun kurucu bulmaca sorusuna HAF cevabı verilebilir. Çengel Bulmaca nasıl çözülür, Bulmaca, Bulmaca Çeşitleri, Bulmaca çöz, ... kurucu ne demek? kurucu nedir? kurucu sözlük anlamı ve kurucu hakkında bilgi kaynağı. Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve birçok dilde anlamı. kurucu TDK sözlük. EN İYİ CEVAP Bulmacada Spor oyun kurucu nedir bulmacada spor oyun kurucu bulmaca sözlüğü, anlami.net sitemizde tüm resimli çengel bulmaca, kare bulmaca ve diğer bulmaca sorularını bulabilir ve arama bölümünden bulmaca cevapları ulaşabilirsiniz bulmaca çözerken bilmediğiniz cevaplara ulaşarak bunları öğrenebilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz ayrıca bulmaca çözmek ... kurucu öndeliği ne demek? kurucu öndeliği nedir? kurucu öndeliği sözlük anlamı ve kurucu öndeliği hakkında bilgi kaynağı. Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve birçok dilde anlamı. kurucu öndeliği TDK sözlük. Kurucu. İngilizce. Founder Çevirmek istediğiniz metni girin: (5000 karakter kaldı) Kaynak Dil: Türkçe. Hedef Dil: İngilizce ... Kurucu olma durumu; Kuruculuk kısaca anlamı, tanımı: Oyun kuruculuğu: Oyun kurucunun yaptığı iş. Kurucu: Cümleyi oluşturan ögelerin her biri. Bir kuruluşu oluşturan kimse. Bir kurumun, bir işin kurulmasını sağlayan, müessis. Durum: Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu ... Kurucu, inşa eden, kuran bulmaca anlamı nedir? Bulmaca sözlüğü, bulmacada, çengel bulmacada, kare bulmacada, bulmaca soruları, bilmece soruları, posta gazetesi bulmacaları, posta gazetesi bulmaca çöz sözcük avı, zeki bulmacalarda sorulan Kurucu, inşa eden, kuran bulmaca sorusunun cevabı aşağıdadır. kurucu Kelime Anlamı, kurucu kelimesinin Almanca Sözlük'te ki anlamı, Online Almanca - Türkçe Sözlük, Çeviri ve Dil Dersleri

Felsefe Nedir? Konu Anlatımı

2020.05.26 12:17 bayoglurecep Felsefe Nedir? Konu Anlatımı

Felsefe nedir? Felsefe, günümüzde felsefeci ve filozof kavramlarının hala entelektüel kamuoyunda yerli yerine oturtulamadığı görülmektedir. Felsefenin uğraşı alanının ne olduğunu tam olarak netleştirememekten kaynaklanan sıkıntılar, felsefenin gereksizliği söylemlerine, felsefe öğrencilerine şüpheyle yaklaşmaya hatta felsefeye yaşam hakkı tanımamaya değin varabilmektedir.
Bu güçlüğü biraz daha pekiştiren bir başka güçlük, felsefeyle yeni tanışanların bir kısmının felsefeyi tümüyle gizemli hale getirip adeta mutlaklaştıracak şekilde ona abartılı roller yüklemeleri bir diğer kısmının ise felsefeyi boş laf ve boş meşguliyet değersiz hatta tehlikeli bir spekülasyon olarak görmeleridir.
Bu durumda felsefenin ne olduğunu tam anlamıyla fark edebilmenin gerekliliği hissedilmektedir. Ancak ‘felsefe nedir?’ sorusu öyle bir çırpıda herkesi tatmin edecek şekilde yanıtlanabilecek türden bir soru değildir. Bu soru ara sıra yolu felsefeye düşenler şöyle dursun bizzat felsefeye gönül veren filozofları dahi ciddi olarak meşgul etmiş olan bir sorudur. Bu sebeple felsefe, düşünce tarihinde farklı dönem ve kültürlerde farklı bakış açılarına göre farklı farklı anlamlar kazanmıştır.
Örneğin VI. Göç yüzyılında yaşadığı sanılan İbnî Hindi’nin saptadığı bazı felsefe tanımları şunlardır:

Öte yandan İlkçağ Yunan filozofu Sokrates’e göre felsefe, neleri bilmediğini bilmek iken, Platon’a göre felsefe, gerçekliğin hakiki doğasını kavramak, tek tek her şeyin ne için olduğunu bilmek yani amaçların bilgisine sahip olmak anlamına gelir. Buna göre insanın gerçek doğasını kavramak insanın hangi ideale yönelmesi gerektiğini bilmek demektir.
Platon’un öğrencisi Aristoteles ise felsefeyi ilk nedenler ile ilkelerin araştırılması olarak ifade etmiştir. Ortaçağ düşünürü Augustinus’a göre felsefe, Tanrıyı bilmektir, gerçek felsefe ile gerçek din özdeştir. Anselmus’a göre felsefe, inanılanı anlamaya çalışmak iken, Abaelardus’a göre, inanılanın inanılmaya değer olup olmadığını araştırmaktır.
Yeniçağ felsefesinin kurucusu Descartes’a göre felsefe, bilgelik yolunda yürüme, doğruluk bilgisinin ilk nedenlerine ulaşmak üzere çalışma anlamına gelirken, Hobbes’a göre felsefe, etkileri ya da fenomenleri nedenlerden çıkarıp bilmedir ve nedenleri de gözlenen etkilerden doğru sonuç çıkarmaların yardımıyla öğrenmedir.
Spinoza’ya göre felsefe, genelleştirilmiş bir matematik iken, Berkeley felsefeyi, bilgelik ile doğruluğun aynı anda araştırılması olarak tanımlamıştır. Hegel’e göre felsefe, objelerin düşünce ile görülmesi iken, modern pozitivizmin kurucusu Comte’a göre ise felsefe, bütün bilimleri birleştiren bir bilim, bir bilimler bilimidir.
XX. yüzyıl düşünürlerinden Jaspers’e göre felsefe, yolda olmak iken, Marcel’e göre, felsefi anlamda düşünmek adeta dolambaçlı bir patikada yürümek gibidir.
Yukarıda küçük bir grubunu gördüğümüz felsefeye dair tanım denemelerinde bir görüş birliği bulunmasa da felsefede cevaplardan çok soruların önemli olduğu, felsefenin soru dinamizmine bağlı kalınarak inşa edilen bir yapısının bulunduğu ve hangi soruların felsefe sorusu ve problemi olarak ele alınacağı konusunda genel olarak bir görüş birliği söz konusudur. İnsan, soru sorabilen biricik varlıktır. O, bilinçli bir varlık olarak düşünebilmekte, soru sorabilmekte, problem görebilmekte ve bu suretle yaptığı değerlendirmeler doğrultusunda kendi anlam ve değerini fark edebilmektedir.
İnsan, bilinçli bir varlık olma hususiyeti ile dünya içindeki herhangi bir şey olmaktan kurtulmaktadır. Daha açık bir ifadeyle insan, bilinçli ve özgür bir varlık olarak bir durum içerisinde (toplumsal ve kültürel koşullar içinde) yer alıyor olsa da, o durumdan ve koşullardan kendisini soyutlayabilmekte, bu koşullar karşısında olumlu ya da olumsuz tavır alabilmekte, evreni, evren içerisinde kendi yerini ve değerini kavrayabilme çabası içerisinde bulunmaktadır. Sorgulama ve bu doğrultuda ‘anlama’ ve ‘anlamlandırma’ çabası felsefi faaliyetin temelinde yer almaktadır. Felsefeyi felsefe yapan şey, sorular sorabilme ve problem görebilmedir. Yoksa insan için önemli olan yalnızca felsefe okumaları yapmak ve felsefeyi bilmek değil, felsefe yapmak, felsefi davranabilmek veya felsefi bir tutum takınabilmektir.
İşte bu sebeple XVIII. yüzyıl Alman filozofu Kant, felsefenin değil, felsefe yapmanın öğrenileceğini belirterek, felsefenin hayata geçirilen bir yaşam etkinliği olduğuna dikkat çekmektedir. ‘Felsefi bilgi’ adı verilen bilgi türü ulaştığı muhtevalı bir pozitif bilgiden çok kendini var kılmak adına ortaya koyduğu ‘tavır’ ile anlaşılmak durumundadır. Felsefeci ve filozof kavramları da şüphesiz felsefi bilgilerle donanmış ve böyle bir bilgiyi yansıtan bir tavrı kazanmış kişiler için kullanılmaktadır.
Felsefi bilgiye ve felsefi tavır almaya imkân veren şey, onları belli bir kültür çevresi içerisinde yalnızca muhtevaca belirlemekle kalmayıp sürekli bir dinamizm içinde tutan bir zeminin yani felsefe ortamının olmasıdır. Zira felsefi tavır, felsefenin nasıl inşa edildiği ile ilgili olup, kendine özgü bir dinamizmi de gündeme getirmektedir. Felsefi diyalog ya da tartışma ancak bir kültür çevresinde dinamizme imkân veren böyle bir kültürel zemin varsa gerçekleşebilmektedir. Buna göre felsefede doktrinler demek olan ve zamanla hayatiyetlerini kaybederek birer kapalı statik düşünce sistemi haline gelen cevaplardan çok bu cevapların ortaya çıkmasına imkân veren soruların önemli olduğu görülür. Bu sebeple kendisinde mutlaka bir ilerleme aranması gerekmeyen felsefi birikim bize felsefe tarihi içinde varolmaya devam eden soru dinamizmini yakalatma durumundadır .
Böylece felsefe alanında bir kez ortaya konulduğu vakit tüm zamanlar için geçerli olabilecek bir bilgi hamaliyesinden çok uğraşılan konunun her seferinde daha belirginleştirilmesine imkân tanıyan yaratıcı ve eleştirel (kritik) bir zihin aktivitesinin kişiye kazandırılması amaçlanır. Öte yandan felsefeyi kendi tarihi akışı içerisinde ve çoğu zaman farklı sistemlerin karşılıklı etkileşimleri çerçevesinde ele alma zarureti hissedilir.
Zira felsefi sorular, problematikler, felsefe tarihi adı verilen bir süreklilikte yer alırlar ki onu okumak, onların her seferinde biraz daha açıklığa kavuşarak yeni gelişmeler kazandığını gördüğümüz bir süreci fark edebilmek anlamına gelir. O halde sorular ve soruların bağlı bulunduğu problematikler süregelen bir temayı ve bir tartışma geleneğini zorunlu kılar. Bir tür gelenek demek olan bu dinamik süreklilik bulunmuyorsa felsefenin felsefece kavranmış olması mümkün görünmez. Felsefe bu noktada bir felsefe geleneği işidir. Böyle bir gelenek herhangi bir kültür çerçevesinde oluşturulmamış ise, orada felsefe adına durgunluk ve kargaşa vardır.
Felsefe bir soru dinamizmi doğrultusunda inşa edildiğine göre, ‘bir felsefe sorusunun tipik özelliği nedir?’ sualiyle karşı karşıya kalırız. İnsan yaşamının büyük bir kısmı ‘günlük’ adı verilen bir takım yapıp etmelerle ilgilidir. Yaşamak isteyen doğal olarak ‘eylemek’, eylemde bulunmak durumundadır. Günlük yaşayışımızdaki soruların çoğu eylemlerimizle ilgili olup, pratik alana yönelmiştir. ‘Eylem’ ve ‘soru’ ilişkisine bakıldığında bazen sorunun eylemi başlattığı bazen eylemin soruyu gerektirdiği görülür. Oysaki felsefe sorularının hemen hemen hepsi pratikteki yönelimlerimizin ötesinde yer alan sorulardır.
Hiçbir felsefe sorusu günlük yapıp etmelerin kaçınılmaz bir sonucu değildir. Başka bir deyişle bir felsefe sorusunun doğuşu itibarıyla eylemlerden bağımsız olduğu, hatta günlük eylemler ile bu eylemleri güden soruların akışına aykırı olduğu söylenebilir. Felsefe sorularının sorulduğu yerde günlük eylemlerin pek çoğu büsbütün durur. Salt yaşamanın dayandığı eylemler bir yana, artık eylemde bulunmaya vakit kalmaz .
Felsefe soruları günlük sorulardan yalnızca kökleri itibarıyla ayrılmakla kalmaz. Ayrıca felsefe sorularını cevaplandırma tabanı da-bu soruların kuruluşu gereği-çoğu kez günlük ihtiyaçlarla ilgili soruların, çoğu kez, giderildiği yerde değildir. Zira hiçbir felsefe sorusunun cevabı eylemde ya da yaptırmada bulunmaz. Bir felsefe sorusunda açığa vurulan gereksinmeyi eylemlerle giderebilmek mümkün değildir. Örneğin ‘sokak kapısı açık mı kapalı mı?’ biçimindeki bir günlük soruya yanıt vermek için sözü edilen sokak kapısına gitmek gerekirken ‘bilinç nedir?’ sorusuna yanıt vermek için bir şey yapmak, yaptırmak gereksizdir. Yapılması gereken yapıp etmelerin ötesinde ‘düşünmek’, ‘konuşmak’ ya da ‘yazmaktır.’ Felsefe sorusunun cevabı eylemlerden değil, düşünceden ve dilden geçmektedir .
Diğer taraftan felsefede bilimlerde olduğu gibi herkes tarafından kabul edilen cevaplar ya da sonuçlar da söz konusu değildir. Aynı konuda aynı başlangıç noktasından hareket etmiş ve aynı verileri kullanarak işe başlamış olsalar da kişisel bakış açılarının farklı olmasından dolayı hiçbir filozof bir başkası ile tıpatıp birbirinin aynı düşünceyi ortaya koyamaz. Her filozof, felsefe tarihi sürecini kendi bakış açısıyla değerlendirip eleştirisini yapmak, kendi fikri bütünlüğünü, kendi sistemini oluşturmak durumundadır.
Günlük yaşantımızla ilgili kaygılarla ya da somut bir ürün ortaya koyma amacına dayanan problemlerle ilgili olmayan felsefe soruları dile gelişleri itibarıyla da adeta tek biçimli bir yapıya bürünmüşlerdir. Örneğin Varlık nedir? Madde nedir? Bilinç nedir? Ruh nedir? gibi örneklerde görüleceği üzere felsefe soruları ‘nedir?’ tarzındaki sorulardır. Bu sorularda ‘nedir?’in yöneldiği ‘kavramın ne-olduğu’ sorgulanmakta ve anlaşılmaya çalışılmaktadır. Şüphesiz ‘kaç çeşit bilgi edinme yolu vardır?’ örneğinde de görüleceği üzere nedir biçiminde ifade edilmeyen felsefe sorularıyla da zaman zaman karşılaşılmaktadır ancak bu sorular da aslında ‘nedir?’li soruların kaynağından türetilmişlerdir. Dolayısıyla yukarıdaki ‘kaç çeşit bilgi edinme yolu vardır?’sorusu kolaylıkla ‘bilgi nedir?’ sorusuna geri götürülebilmektedir.
Böylece düşünme etkinliğimiz içerisinde kullandığımız ve ‘kavramların ne-olduğunu’ yani anlamlarını yakalamaya çalışan felsefe sorularındaki nedir? “dışa ilişkin bir ek değil, felsefe sorusunu vareden temeldir.” Ayrıca felsefe sorularındaki bir diğer önemli husus, ‘nedir’li soru ile şaşma (hayret) arasındaki ilişkidir. Felsefe sorusunu oluşturan şey, şaşmaya bağlı bir soru sorma ve araştırma etkinliğidir. Fransız filozofu Marcel, kişiyi felsefi soru sormaya iten temel tecrübenin “şaşkınlık….ya da....şaşkınlık ile hayranlık” arasındaki bir tecrübe olduğunu ifade etmiştir. Felsefedeki ‘nedir?’ sorusu sorgulanan şeyin ‘anlamı nedir?’ sorusundan ayrılamaz. Örneğin ‘bilinç nedir?’ sorusunu soran kişi, bilinç ifadesi karşısında kendisini şaşmadan alıkoyamamış ve bilincin ne anlama geldiğini sorgulamaya girişmiştir.
Dolayısıyla Aristoteles’in de dile getirmiş olduğu gibi felsefeyi felsefe yapan öz, uyumlu evren önünde saygılı şaşkınlıktan doğan gündelik çıkarlar dışında, eleştirici düşünceyle araştırmak, soru sormak, irdelemek, anlamaya çalışmak, sorun görmek, ortaya koymak, çözmeye çalışmak ya da çözüm denemelerinde bulunmaya çalışmaktır.
Felsefi düşünce eleştirel tavra dayalı bir düşüncedir. Sorgulanmamış kabul ya da varsayımları eleştiri süzgecinden geçirerek belirginleştirmeye çalışmak felsefenin görevidir. Eleştiri ise, bilincin, ‘konusu’ ile ‘kendisi’ arasına bir mesafe koyarak konusuna karşıdan bakması ve bu doğrultuda değerlendirme yapmasıdır. Dolayısıyla felsefi düşünce kendisine veri olarak aldığı her tür malzemeyi aklın eleştiri süzgecinden geçirir. Akla dayanan bir soruşturma ve araştırmanın bir sonucu olması bakımından felsefede konu ve kavramların değerlendirmelerinde çelişkili hükümlere, kendi aralarında tutarsız görüşlere yer verilmez. Bu sebeple felsefi düşünce, kendisine sunulan ile yetinmeyerek merak, şüphe, şaşma (hayret) itici güçleriyle hareket ederek, varlık, bilgi ve değerler alanını birlikli bir biçimde kavramaya çalışan bir zihnin ürünüdür. Varlığı bir yönüyle ya da belli açılardan ele alan bilimlerden farklı olarak felsefe varlığın bütününe yönelir. Varlık, bilgi ve değerler hakkında birlikli ve bütünlüklü bilgi elde etme amacını güder.
Bu sebeple felsefe alanında sorgulanan tüm konulardan sonra insana dönerek tüm diğer alanların insan açısından değerinin belirlenmesi gerekmektedir. İnsan bilimlerinin değerlendirmelerinden farklı olarak felsefede insan, kişiliği, evrendeki yeri ve anlamı açısından değerlendirilmesi gereken bir varlıktır. Yani felsefede insan, bilimlere özgü yöntemle objektifleştirilerek ele alınan bir insan olmayıp, değer olma özelliğini kendi içinde taşıyan ve içsel bir biçimde kavranması gereken bir öznedir. Dolayısıyla felsefi bir soru etrafında şekillenen ve varlık kavramı etrafında merkezileşen felsefi bilgi sistematik yönelimli ve bütünlüklü bir bilgi olarak anlaşılmak durumundadır.
Bu durum felsefenin çözümleyici (analitik) ve kurucu (sentetik) bir işlevinin olmasıyla ilintilidir. Zira filozof kendisinin de içinde yer aldığı ve bir parçasını teşkil ettiği dünyayı kavrayabilmek için kendisine sunulan her türlü bilgi, deney, algı, sezgi, sonuçlarından oluşan düşünceyi analiz edip, açıklığa kavuşturur. Ancak bununla yetinmeyerek parçalarına ayrılmış dünyayı analize paralel olan bir diğer düşünme edimiyle üzerinde düşünülmüş, çözümlenmiş, aydınlatılmış malzemeden hareketle yeniden inşa ederek, insana yönelerek birlik ve bütünlüğüne kavuşturur. Buna felsefenin sentetik veya sistemleştirici işlevi adı verilir.
Felsefe, refleksif bir düşünce etkinliğidir. Daha açık bir ifadeyle felsefi düşünce sahip olduğu bilgileri sorgulayan zihnin bir çeşit kendi üzerine dönme hareketidir. Örneğin bir felsefeci doğrudan doğruya doğa, toplum, tarih üzerine eleştirel bir bakış açısıyla yönelebileceği gibi çeşitli bilim dalların tarafından sağlanan malzemeler üzerine de düşünebilir. Sözü edilen bu ikinci özelliği felsefenin refleksif bir düşünce yani bilginin bilgisi olduğu anlamına gelir.
Düşünen ve sorgulayan insan bir kültürel ortam içerisinde yer aldığı için doğal olarak felsefe de bir kültür ortamıyla ilgilidir. Felsefe, hem bu kültürel ortamın bilinci olması itibarıyla hem de bütünün bir parçası olması sebebiyle kültürel ortamla ilgilidir. Bu sebeple felsefenin içinde yer aldığı kültürle organik bir bütünlüğü söz konusudur. Ancak felsefe ile milli kültür arasındaki bu bağ felsefenin evrensellik olayına engel değildir.
Tüm felsefi temellendirmeler, ferdi ve relatif bir yaklaşımla hareket ediyor olsalar da amaçları itibarıyla genele yönelmek durumundadırlar. Yani ele aldığı konu itibarıyla yönelimi açısından felsefe evrenseldir. Örneğin tartışılan varlık bir yönüyle değil bütünüyle varlık iken değerlendirilmesi arzu edilen insan fikri özü ve bütünlüğü içerisinde düşünülen insandır. Söz konusu olan insanın yaşantısı şu ya da bu insanın yaşantısı değil genel olarak insanın yaşantısıdır. Temellendirilmek istenen değerler ise tüm insanların her zaman her yerde yöneldikleri varsayılan değerlerdir. O halde felsefede özgün ve yaratıcı olabilmenin yolu “….konu sınırlandırması yapmaksızın evrensel olanı biz olarak kavratmak; kültürün oluşturduğu şahsiyet bütünlüğü çerçevesinde kendi evrenselimizi ortaya koymaktır. Burada kaynak milli, kavrayış evrensel..” olmak durumundadır.
Kaynak: https://www.kafkas.edu.tdosyalasobedergi/file/003/03%20(14).pdf.pdf)
submitted by bayoglurecep to u/bayoglurecep [link] [comments]


2020.05.19 16:17 karanotlar Lysander Spooner’in Toplumsal Sözleşme Eleştirisi – Steve J. Shone – 5

Lysander Spooner’in Toplumsal Sözleşme Eleştirisi – Steve J. Shone – 5
https://preview.redd.it/bm75qeah7qz41.jpg?width=960&format=pjpg&auto=webp&s=277d3037ba76ea64269d6bdf050a0e62b9f5209b
“Anarşizmin fikir olarak liberalizmle ortak noktaları vardır. Tüm toplumsal problemlerde bireyin refahı ve mutluluğu fikri ortaktır.”
Herşeye rağmen Ogden v. Saunders’de Marshall tarafından açıklanan toplumsal sözleşme teorisi kesinlikle Locke’un değil Hobbes’un bakış açısıdır. Hobbes bir kere sözleşme yasallaştıktan sonra bireylerin hiç de neyin doğru ve neyin yanlış ya da neyin haklı ve neyin haksız olduğunu yargılayamayacağına inanır. Dahası Hobbes’a göre egemenlik ilelebettir. Ve Spooner’a göre problem sahip olduğunuz bir iktidardır ve Saunders’da Marshall’ın yaptığı biçimde anayasal güvenceleri ortadan kaldırarak onun Leviathan gibi davranmamasını engelleyemezsiniz – ki bu Hobbes’un dikkate aldığı bir düşüncedir ve Locke’un Aslanlar ve Sansarlara dair yaptığı nüktenin nedenidir fakat Hobbes bununla layıkıyla ilgilenmekten başarısız olmuştur. İroni şu gerçekte yatmakta: Spooner toplum sözleşmesini eleştirirken Locke’un ürettiği iddiaları ve Hobbes’un tasarladıklarını kullanmaktadır. Spooner, bir toplum sözleşmesinin iktidara dayanmasına karşı olmasına rağmen , Locke’un iddialarının bir kısmını kabul eder. Bu iddiada denir ki eğer iktidar rıza ile yönetmiyor ise insanların onu değiştirmek için uğraşmaları meşrudur. Spooner, Marshall’ın Saunders’ında karakterize ettiği gibi federal iktidarı karakterize etmekte doğruyu yapıyor ise ABD iktidarı hiç de rızaya dayalı bir iktidar değildir. Aslen o bundan daha ileriye gider ve hiçbir iktidarın, ‘doğal olarak imkansız’ olduğundan dolayı, asla rızaya dayalı olamayacağını iddia eder (1886, 104). Açıkçası bu anarşist bir duruştur. Anarşizm ve klasik liberalizm politik yükümlülüklerin olasılıklarına dair benzer bir şüphecilikle başlamış olduklarından dolayı/için, liberaller modern iktidarları rıza vasıtasıyla meşru bulma eğilimindedirler. Halbuki anarşistler ikna olmamış olarak kalmışlardır. Reichert, Amerikan anarşizminin tarihinde buna işaret eder:
Eğer devletin, ki iktidar demektir, kendi rasyonel yargısına göre davranan bir bireyin herhangi bir kararını veto ya da iptal etmek için nihai gücü var ise Liberal bireysel haklar ve gücün aslında devredilemez olmadığı fakat kesinlikle en yüksek egemen güç tarafından sınırlandırılacak bir konu olduğunu itiraf etmekte zorlanır… liberalizmden farklı olarak anarşizm kamu düzeni ve güç talebi için bireysel özgürlük ilkesine kendisini adaması temelinde eleştirilemez (Reichert 1976, 3-4).
Benzer şekilde anarşist Rudolf Rocker iki ideolojiyi aşağıdaki biçimde karşılaştırır:
ABD Anayasası’nın bir sözleşme olma iddiası yoktur. Eğer o bir sözleşme olsaydı, sadece yazıldığında yaşayanları bağlardı.
Anarşizmin fikir olarak liberalizmle ortak noktaları vardır. Tüm toplumsal problemlerde bireyin refahı ve mutluluğu fikri ortaktır. Ve Liberal düşüncenin en büyük temsilcileri ile ortak olan bir diğer konu da iktidarın işlevlerini en aza indirerek sınırlandırma fikridir. Destekçileri bu düşünceyi nihai mantıklı sonuçlarına kadar takip etmektedir ve toplum yaşamından politik iktidarın her bir kurumunu yok etmek arzusundadırlar. Jefferson, Liberalizmin temel kavramını kelimelerle şöyle süsler: ‘En iyi yönetim en az yönetendir’ şeklindeyken Anarşistler Thoreau’nun deyişiyle şöyle der: ‘En iyi yönetim hiç yönetmeyendir.’ (Rocker 1989, 23)[i]
Rıza gösterme ABD Anayasası’nda nasıl gösterilmektedir? No Treason, No. II’da (İhanet Yok, II’de) Spooner eleştiride farklı bir yol açar. ‘Biz, İnsanlar’ deyişine referansla başlar. Belge rızanın gerekliliğini ya da başka bir şeyi işaret etmektedir. Spooner, Anayasa’nın bir başına bir otoritesinin olmadığını söyler. Üstelik böyle bir anlaşmanın gerçekten onu onaylayanlar arasında olması hariç anlamı yoktur. Bundan dolayı Spooner sorar: Anayasayı kim onayladı? Kesinlikle kadınlar, çocuklar, siyahlar değil. Ve pek çok eyaletin seçim için mülkiyet nitelikleri olduğundan dolayı beyazların büyük çoğunluğuna seçime katılması için fırsat bile verilmemiştir. Sonuç olarak bu süreçte yer alan az miktarda Amerikalılardan anlamlı miktarı bunu yapmayı reddettiler (Spooner 1867b, 3-4). Anayasa’nın açılış salvo’suna rağmen, insanlar hayatlarını ve faaliyetlerini etkileyecek olan bu belgeyi çoğunlukla okumamış, anlamamışlar ve anlamıyorlardı. Zaten bugün yaşayan hiç kimse onu imzalamadı (Spooner 1882, 9). Bununla birlikte Amerikan insanlarının onu okumuş oldukları ve onu anladıkları ‘varsayılır’. George Washington ve diğer kurucuların kastettiklerini bildikleri ve uzmanların bile ona dair aynı fikirde olamadığı anayasa hukukunun bilgisine sahip oldukları ‘varsayılır’. (Spooner 1860, 225-26; Spooner 1870, 22; Spooner 1886, 9).
ABD Anayasası’nın basitliği ve kısalığı sıklıkla onun güçlü olması olarak görülür fakat böyle bir nitelik belgenin farklı şekillerde yorumlanmasına neden olur.
ABD Anayasası’nın bir sözleşme olma iddiası yoktur. Eğer o bir sözleşme olsaydı, sadece yazıldığında yaşayanları bağlardı. Halbuki aslında o zaman yaşayan insanlar şimdi rahmetli olmuşlardır. Bundan dolayı Anayasa da ölüdür. Ona tahsis edilmiş zaman bitmiştir (Spooner 1870, 3).
Anayasa ne içindir? O olsa olsa doksan yıldan fazla bir zaman önce düzenlenmiş bir yazıdır. Zamanında az sayıda insan tarafından kabul edilmiş; genel olarak elinde epeyce mülkün belgesinin ellerinde olduğu az miktarda beyaz yetişkindir bunlar… muhtemelen iki yüz binden fazla değildirler ya da tüm nüfusun yirmide biri diyelim. Bu insanlar öleli uzun zaman oldu (Spooner 1882, 8).
ABD Anayasası’nın basitliği ve kısalığı sıklıkla onun güçlü olması olarak görülür fakat böyle bir nitelik belgenin farklı şekillerde yorumlanmasına neden olur. Spooner bu avantajı tersine çevirir. Anayasa’da yazılanların anlamına dair anlaşmazlığa götürdüğünden dolayı Anayasa’nın bu esnekliğini bir dezavantaj haline getirir. Birçok şey Anayasa’nın otoritesinin belirlenmesine dayanır. Spooner iddia etmeye devam ederek Anayasa’nın asla bir sözleşme olmadığı ve olmayacağı durumda da ABD’nin liderlerinin de meşru olmayacağını söyler (Spooner 1870, 26).
ABD Anayasası’nın yapıldığı zamanlarda yaşayan insanlar sorusunun bir tarafa bırakılması onaylanmışken, Spooner varolmayan kişiler sorununa döner. Belge sonraki Amerikalı kuşakları çok az bağlamaktadır. Spooner, Kuruculara dikkat çeker: ‘Onların doğal bir güçleri ya da çocuklarına bunu mecbur kılma hakkı yoktu (Spooner 1870, 3). Başlangıcı ‘gelecek nesillerimiz’den bahsetse de Kurucuların Anayasa’nın dikte ettirdikleriyle yaşamak için nesillerini zorlama eğilimi yoktur. Anayasa’nın benimsenmesine kişisel olarak dahil olan insanlar sadece etkin ve belki de diğerlerini de bağlayan Anayasa’ca idare edilmeyi kabul etmek için bir zaman dilimini tesbit etmekte başarısız oldu (Spooner 1867b, 4-5) aynı zamanda Anayasa ‘fakir, zayıf ve cahil’ olanları esir ederken küçük, zengin elitlere hakimiyet de verdi (Spooner 1882, 9).
Spooner’a göre burada sınırlandırdığı felsefi anarşizm kelimenin gerçek anlamıyla ‘ihanet değildir’. Benedict Arnold gibi birileri haklı olarak bir hain olarak görülür. Arnold kendisinin ABD’nin dostu olduğunu iddia etse de olmadığını iddia eder Spooner. Gene de Kurucu Babalar ihanet edenler olarak tanımlanamaz. Onlar Krala onun otoritesini reddettiklerini söylediler. Benzer şekilde Güney ayrılacağını bildirmişti; güneyliler ihanet edenler değil düşmandılar. Ve eğer insanlar iktidara bağlı olduklarını inkar ederlerse bu onların hain oldukları anlamına da gelmez (Spooner 1867b, 8).
Toplumsal sözleşme doğrudan olmayan demokrasilerin her biçiminde başarısızdır. Çünkü Kongre kendi araçlarıyla yasa yaptığında onlar birleştirici bir tanımla doğal adaleti çiğneyerek idare edenlerdir.
1790 tarihli federal yasa belirlemekteydi ki ‘ABD’ye bağlılıkla borcu olan’ insanlar kendi ülkelerine karşı ihanet teşebbüsünde bulunurlarsa bu ihanetlerine ceza idamdır. Spooner bunu sorgular. Çünkü yasa bu bağlılığın nasıl oluştuğunu söylememektedir (Spooner 1867b, 10-11). Bunun ABD topraklarında meydana gelmiş olması kesinlikle tesadüf olabilir mi? Anayasa bütünüyle en yaygın rıza üstüne oturmuş olma görünümündeyse de insanların kendileri bizzat bu sözleşmeyi imzalamadan vatana bağlılıkla sorumlu tutulamazlar. İlginçtir ki yabancılar bu çeşit bir sözleşme yaparak vatandaş olmaktalar. Bundan dolayı İktidarın sadakat anlayışı ABD Anayasası altında yerlilerin kötü durumunu yabancı bir ülkede doğmuş olan vatandaşlardan daha kötü yapıyor (Shively 1971b, 4; Spooner 1867b, 11).
Anayasayı hiç kimse imzalamadığı için belgenin otoritesi de imzalanmış olmasına dayanmaz. Bir sözleşme olarak göründüğünden dolayı Anayasa’nın nüshalarının imzacılara verilmiş olması zorunludur fakat bu yapılmamıştır. Ayrıca, önemli sözleşmeler noterde onaylatılmalı ya da başka şekilde tarafsız taraflarca garanti verilmelidir. Anayasa’nın bir şekilde imzalan(ma)mış olduğunu kimse görmemiştir. Bundan dolayı Anayasa hiç kimseyi bağlamaz (Spooner 1870, 18-19, 22; Spooner 1882, 8).
Millet nedir, ‘Birleşik Devletler’ nedir, diye sorar Spooner? Şüphesiz bu adlandırmanın ifade ettiği hiçbir şey yoktur. Yasal bir varoluşa sahip olan insanlar kendilerinin üye ya da temsilci olduklarını gösteren kağıtlar üretebilirler fakat nerede ülkelerin üyelik kartları? Birleşik Devletler’in birleşme nişanı nedir (Spooner 1870, 40-41)? Yanıtta bir kişiyi bir ülkenin mensubu olarak tanıttığından dolayı bu maksadı pasaportun yerine getirdiği iddia edilebilir. Spooner’a göre bu da olmaz. Onun işret ettiği nokta tekrar bir meşruiyettir. O ulusun sahte bir kurum olduğuna inanır. Belli bir bölgede birlikte yaşayan insanlar arasında asla bir sözleşme olmadığını ve yetki almış bir monark, elçi ya da farklı bir grup olarak onları temsil eden başka liderler ve ülke gibi bir şeyin olmadığını söyler. Başka diğer iktidar örgütlenmeler gibi uluslar da meşruiyetten yoksundur. Bunlar isimler ve mitlerdir fakat asla yönetim şekilleri değildir (42).
Spooner iktidarlara aynı zamanda tarihsel bir perspektiften hücum eder. ABD, İngiltere, İrlanda ve Fransa’da yönetici sınıflar iktidarlarını toprağa gayrımeşru el koymaya borçludurlar (Shively 1971c, 4). Özellikle İrlanda halkının yanında yer alıp Anglo-Saksonları tüm insanlığın düşmanı olarak niteler. Britanya İmparatorluğu’na karşı olarak onları ‘zorbaların ve hırsızların konfederasyonu’ olarak düşünür. Avrupalı toprak sahiplerinin topraklarının gerçek sahipleri olmadığı iddiasındadır. Ataları mülklerini gerçek sahiplerinden zorla ele geçirmişlerdir. Arazi hırsızlığının uzun zaman önce olmasından dolayı onların suçu mazur gösterilemez (Spooner 1880, 4, 6, 8). Sonuç olarak, sömürgecilerin el koydukları şeyler için mağdurlara tazminat verilmesini önermektedir:
Bu komplocular bir iktidar olarak baskılar, çalar, köleleştirir – İngiltere, İrlanda ve adına ‘Britanya İmparatorluğu’ denen imparatorluk bir baştan öbür başa her yerde – baskı, yağma ve boyun eğdirmeyle ayrım gözetmeksizin herkese savaş açar. Toprakları orijinal bir şekilde gaspetme yoluyla olduğu kadar onların ellerinden bir şekilde zarar gören herkes sorumluluk üstlenmek zorunda bırakılmıştır. İskan zamanı geldiğinde onlara yapılan haksızlıklardan dolayı kefaretin ödenmesine hak kazanacak olanların sayısı iki yüz elli milyonu bulacaktır (Spooner 1880, 7).
Toplumsal sözleşme doğrudan olmayan demokrasilerin her biçiminde başarısızdır. Çünkü Kongre kendi araçlarıyla yasa yaptığında onlar birleştirici bir tanımla doğal adaleti çiğneyerek idare edenlerdir. Spooner, Kongre üyeleri neden ‘keyfi hakimiyet hakkına’ sahip olmalarını ister? diye sorar (Spooner 1882, 3) Böyle bir güç asla ihale edilmez. İnsanlar kendi ‘doğal özgürlük haklarını’ geçerli bir mazeretle asla bırakamayacakları ya da kendi egemenliklerini başkalarına devretmeyecekleri (Spooner 1886, 11) için bu imkanı Kongre’ye vermek – gönüllü dahi olsa – ABD vatandaşlarını köleye çevirir, der (Spooner 1882, 4).
STEVE J. SHONE, Department of Political Science University of Northern Iowa
Çev: Alişan Şahin

Not: Bu seri makalenin bütünü Anarchist Studies’in 15 Vol. 2 sayısında yayınlanmıştır.
[i] Bu deneme Eltzbacher 1958’de biraz farklı bir başlık olan ‘Anarchism and Anarcho-Syndicalism’ adı altında ek olarak yayınlanmıştır.
https://itaatsiz.org/2020/05/03/lysander-spoonerin-toplumsal-sozlesme-elestirisi-steve-j-shone-5/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2013.07.24 23:57 kamberu [Yazı] Voina "sanat-anarşi-punk çetesi"

Aşağıda, 2010 yılında KGB ofisinin karşısındaki köprüye devasa bir penis (http://goo.gl/dEc5nW) çizen ve bir müze içinde seks partisi veren (http://goo.gl/dNc2Jp) Voina üyelerinin hapisten ve adresi bilinmeyen bir evden yazarak Don’t Panic’ten Marlon Dolcy ile yaptıkları röportaj yer alıyor.
2010 yılının sonunda gerçekleşen bu hapis sürecinde ünlü graffiti sanatçısı Bansky onlar için baskılarını satarak destek oldu, dünyanın dört bir yanından gruba destek yağdı. Voina üyeleri dört aylık cezalarını çekip hapisten çıkmakla kalmadılar, 2011’de Rus Kültür Bakanlığından sanatta inovasyon ödülü bile aldılar. 2013’te Vorotnikov, Sokol ve üç çocuğu bir başka tutuklanma tehdidi karşısında İtalya’ya kaçtı. 10 Ocak 2013’te Venedik’te Vorotnikov’un bir konferans verdiği haberi alındı, ama devamını bilmiyoruz şimdilik:
"Voina (Savaş demek), Rusya’da gözüpek ve kışkırtıcı performanslar yoluyla homofobi, ırkçılık ve devletin totaliter eylemlerine karşı tavır geliştirme gibi önemli politik meseleler konusunda Rus kurumsallığına meydan okumakla ilgilenen radikal bir sanat grubu. Grubun iki üyesi Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev, bir ayı aşan bir süredir aslı olmayan iddialar yüzünden St Petersburg Hapishanesi’nde tutuklu. Daha önceki performanslarından birinde holiganlık yapmakla suçlanan ikili, sorularımızı açılacak davayı beklerken hapisten cevaplıyorlar. Alex Plutser-Sarno ve Natalia Sokol ise cevaplarını polisten saklanmak üzere sığınmış oldukları, adresi bilinmeyen bir apartman dairesinden yolluyorlar.
Marlon Dolcy: Sizi tanıyabilir miyiz? Grubunuzun ardındaki yapılanmadan söz eder misiniz?
Alex Plutser-Sarno: Şu anda grup yapılanmasının merkezinde St Petersburg Hapishanesindeki yüksek, erişilemez bir duvar var; duvarın arkasında da iki sanatçımız Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev yavaş yavaş solup gidiyorlar. Rus hapishanesinin cehennem olduğunu anlamanız gerek. Henüz polisin eline düşmemiş kaçak Natalia Sokol da grubun işlerini koordine etmeyi sürdürüyor. Ben medya sanatı yapmaya devam ediyorum, konseptlerimizi ve metinlerimizi kaleme alıyorum. Eylemlerimiz blogumda yayımlanıyor. Grupta önemli işler yapan başka aktivistler de var, ama isimlerini saklı tutuyoruz, yoksa Rus sağ kanatın çılgın yetkilileri onları da tutuklar.
Natalia Sokol: Grup yapılanamsının temeli, aktivistlerin tam bir hak eşitliği ve grubun sınırlarının yeni aktivistlere açık olması. Bizim grubumuz bir sanat-anarşi-punk çetesi.
Marlon Dolcy: Grubun kuruluşundaki felsefe ne?
AP-S: Gruptaki her aktivistin kendi felsefesi var. Politik görünüm olarak biz, elbette, anarşistler, sosyalistler ve genel olarak tüm sol kanat radikallerine yakınız. Ama her şeyden önce sanatçıyız –politikacı veya felsefeci değil. Sanatsal yöntemlerimizi kullanarak da köhneleşmiş baskıcı-patriyarkal simge ve ideolojileri yok ediyoruz.
Oleg Vorotnikov: Rusya’da sol kanat sanat cephesini oluşturduk. Amacımız, yaşayan politik protest sanatı yeniden canlandırmak.
Leonid Nikolayev: Sanat grubumuz sosyopolitik bağnazlıkla ve sağ kanat tepkileriyle mücadele ediyor.
Marlon Dolcy: Anarşinin sizin için anlamı ne ve bu Rusya’yı nasıl daha iyi yaşanacak bir yer haline getirir?
N.S.: İçerdiği fikirlerin ütopik karakteriyle anarşizm, birleştirici, dürüst ve korkusuz olan tek güçtür.
A.P-S: Tamamen! Anarşistlere saygı duyun. Ama Rusya, petrol ve doğalgazdan elde edilen para ülkeye akıp durdukça yaşanacak bir yer olmayacaktır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde burası, ikiyüzlü, insanlara kötü muamele eden bürokratlar ve diğer apoletli kurt adamların üstlendiği doğal kaynak yağmalamasının yeri olacak.
Marlon Dolcy: Voina çağdaş sanatın mevcut eğilimlerinin ve siysal bilimler ile insan haklarının hangi noktasında yer alıyor?
P-S: Sanat her şeyden önce bir düşünce biçimi, şu çılgın dünyaya tamamen yeni bir bakış açısından bakma yetisi. Tüm dünyada iğfal edilen ve çarmıha gerilen insan haklarından hiç söz etmeyelim, bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyoruz.
O.V.: Günümüzde yenilikçi sanat dili, etrafımızdaki yabancı düşmanlığını ve kaosu anlamak için tek araç. Eylemlerimizle biz şu çılgın dünyanın portresini çiziyoruz. İnsanların bunu görerek korkmasını da sağlıyoruz. Mesela Fuck for the heir – Medved`s little Bear! (Kahrolsun Vâris-Medved’in Oyuncak Ayısı) -Medvedev'in seçim arifesinde- herkesin metafor olarak birbirini becerdiği seçim öncesi Rusya’sının bir portresiydi.
L.N.: Sanatımızın dili gerçekten önümüzdeki sağ kanat tepkisine direnmeye muktedir. Liteyni Köprüsü üzerindeki Dick’imiz (Penis) –65 metre yüksekliğinde, 26 metre eninde, 4 ton ağırlığında- FSB-KGB genel müdürlüğünün pencerelerine doğru tehdit edercesine yükseliyordu. Yetkililer bizi uydurmaca bir suçlamayla yasadışı olarak uzaklaştırmak dışında hiçbir şey yapamadılar.
Marlon Dolcy: Kavramlarınızın ardındaki fikirlerden söz eder misiniz?
L.N.: Sanatçılar için asıl önemli olan, dürüst olmak ve uzlaşmacı olmamak. Rusya’da insanlara işkence ediyorlar ve onları öldürüyorlar. Hapishaneler yine muhaliflerle dolu. Yabancı düşmanlığı ve homofobi her yerde hüküm sürüyor. Yeni bir köle toplumu doğuyor. Polisler insanları dövüyor ve öldürüyor. Ve işte biz buradayız –polis arabalarını devirerek (http://goo.gl/nAavq9) “Saray Devrimi”ni başlattık. (2010’da) İçişleri Bakanlığı’nda sanatsal açıdan bir reform yapmış olduk böylece.
O.V.: Veya mesela Moskova Bayramı’nda protesto olarak Voina kentin en büyük süpermarketi Auchan’da, Aydınlatma reyonunda 3 Asyalı göçmen işçi, 1 Yahudi ve 1 eşcinselin asılmasıyla bir infaz organize etti. (http://goo.gl/dbw6W4) İnsansevmezlik ve insan hakları ihlali politikası güden rüşvetçi Moskova Belediye Başkanı Luzhkov’a hediye olarak bir linç etme gerçekleştirdik. Bu eylemi 1826’da asılmış 5 Rus devrimcisini anmak üzere yapmıştık. Bu nedenle eyleme “Dekambristleri (1825 tarihli isyanda yer alanlara verilen ad -ÇN) Anma Tarihi” adını verdik. Rusların, ülkenin ilk devrimcilerinin özgürlükçü ideallerini hatırlamasını istedik.
A.P-S: Tanınmış küratör Andrei Yerofeyev, bir sergi düzenleyerek etnik ve dinsel nefreti kışkırtmak ve “insan onuruna küfretmek”le suçlanıp mahkeme önüne çıkarıldığında Voina sanat kolektifi, mahkeme salonunun tam içinde "Fuck the Police Those Motherfucking Bosses" (Polis Şu Aşağılık Patronlar Kahrolsun) albümünün yeni şarkısı "All Cops are Bastards"ı (Tüm Polisler Puşttur) çalarak davayı sekteye uğrattı. Fikir basitti, uygulamaya geç –dürüst ve uzlaşmasız olarak.
Marlon Dolcy: Rusya’daki aktivizm veya radikal sanat üzerine yorumlarınız nedir?
N.S.: Çağdaş sanat, bizim için her şeyden önce bir sanat aktivizmi; galerilerde saklanan sanat çöplüğü yığınları değil. Günümüzde aktivizm radikal sol kanat sanatının tek formudur, ki biz bunu yeniden canlandırmaya çalışıyoruz. Rusya’da, bir düzine kadar sanat aktivistinin temsil ettiği sanat dışında, başka bir radikal sanat olmadığını anlamak önemli.
A.P-S: Anarşi-sanat-aktivizm Rusya’da tek canlı aktivizm. Bugün, Rusya’da demokrasinin umudu bile harap olmuş durumda. Çiçek, kedi resmi yapmak veya sosyopolitik içerikten yoksun diğer herhangi türden “saf” sanat yapmak sağ kanat iktiadrını desteklemek demek. Anarşinin simgesi –kafatası ve kemikler- doğrudan Rusya parlamento binasına resmedilmeli. (http://goo.gl/bP03jg) Biz de bunu yaptık. Jolly Roger lazer projeksiyonumuz neredeyse 50 metre yükseklikteydi, Moskova Beyaz Sarayı’nın neredeyse tüm yüzünü örtüyordu.
Marlon Dolcy: Rus polisi tarafından tutuklanmanız nasıl oldu?
O.V.: Tereddütsüz söyleyebilirim ki sağ kanat tam hızla rövanşı alıyor.
L.N.: Voina sanat grubuna yetkililer bir asit testi yaptılar ve sonuç onlar için tam bir fiyaskoydu.
Marlon Dolcy: Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev’i neyle suçladılar peki?
N.S.: Oleg Vorotnikov ve Leonid Nikolayev’in tutuklanmaları tamamen yasadışı. Eve giren ve ortalığı feci şekilde dağıtanların tutuklama emri yoktu. Her şey 1937 yılında, Stalin zamanında olduğu gibiydi. Ardından, kelepçelenen ve başlarına plastik poşetler geçirilen sanatçılar Moskova’dan St Petersburg’a 10 saat boyunca minibüste yerde oturtularak getirildiler. Tutuklananlar tekmelendi. Oleg Vorotnikov’un başında ve böbreklerinde iç kanama oldu. Bunu, tutuklamadan iki hafta sonra tutuklanmış sanatçıları tecrit edilmiş hücrelerinde ziyarete gelen insan hakları avukatları saptadı. Yara ve bereler o kadar vahimdi ki, iki haftada geçmemişlerdi.
A.P-S: Şimdi de Oleg ve Leonid, “bir toplumsal gruba –yani polise- nefret ve düşmanlığı kışkırtmak”la suçlanıyorlar. Grubun kurucu sanatçısı olarak ben de bir suç örgütü –yani Voina sanat kolektifi- kurmak ve onun başında olmakla suçlanıyorum. Bu suçlama 12 ila 20 yıllık bir mahkumiyet demek. İki dedem de Stalin rejimi sırasında 22 yıl içeride kalmışlar. Akrabalarımdan bir düzine kadarı yıllarca Auschwitz ve Varşova gettolarındaki çalışma kamplarında tutulmuş. Putin zamanında sanat aktivizmi için 20 yıl içeride kalmak, ailem için biraz fazla olmuyor mu?
Marlon Dolcy: Özgür Viona nedir ve insanlar grup üyeleriniz Oleg Vorotnikov and Leonid Nikolayev’in serbest bırakılması için bir şey yapabilirler mi?
N.S.: Free Voina, Voina’yı desteklemek üzere eylemler yapmaya başlayan bağımsız ve dürüst Rus sanatçılardan oluşan bir grup. Bir web sitesi hazırladılar ve tutuklular için para topladılar. Protesto eylemleri yapıyoruz. Özgürlük mücadelemizde tüm isteyenler saflarımıza katılabilir." Voina'ya destek için http://en.free-voina.org/ çeviri: Meltem Cansever
submitted by kamberu to NullSpaceAutonomia [link] [comments]


Ramazan bayramının anlamı nedir? Pandemi döneminde nasıl değerlendirilmeli? Vahiy/Allah'ın Kelamına Dair Yetenek Kavramının Organizasyonlar İçin Anlamı - Emine Ebru ARSLAN - Gemba Team Karnenin anlamı ne? Neden karne psikolojisi önemli? ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ LOGOSU İMGESEL AÇILIM 2016 Mektebim Okulları Kurucu Başkanı Ümit Kalko... Umrumda degil ki Geçmişim - Altınay Minchev #YENİ 2018

kurucu Kelime Anlamı, Almanca Sözlükte kurucu, Almanca ...

  1. Ramazan bayramının anlamı nedir? Pandemi döneminde nasıl değerlendirilmeli?
  2. Vahiy/Allah'ın Kelamına Dair
  3. Yetenek Kavramının Organizasyonlar İçin Anlamı - Emine Ebru ARSLAN - Gemba Team
  4. Karnenin anlamı ne? Neden karne psikolojisi önemli?
  5. ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ LOGOSU İMGESEL AÇILIM 2016
  6. Mektebim Okulları Kurucu Başkanı Ümit Kalko...
  7. Umrumda degil ki Geçmişim - Altınay Minchev #YENİ 2018

Logo Tasarım ve Metin Yazarı: Ardahan Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof.Dr. Ramazan KORKMAZ ARDAHANÜNİVERSİTESİ FİLM ATÖLYESİ (ARÜFA) ADINA:Yönetmen: Öğr.Gör.... Mektebim Okulları Kurucu Başkanı Ümit Kalko'nun tanıtım toplantısı... Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TRT RADYO 1’de yayınlanan AİLECE programının canlı yayın konuğu oldu. Tarhan, 'Pandemi Döneminde Ramazan Bayramı v... Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TRT RADYO 1’de yayınlanan AİLECE programının canlı yayın konuğu oldu. Tarhan, “Karne Psikolojisi” konusuna ilişkin... YÖNETMEN) Altınay KURUCU) Altınay DÜZÜCÜ) Altınay Umrumda değil ki geçmişim Ben kendimden vazgeçmişim Yarınlarımın hepsi seçtiğim Kader gözlerine hapismişim ×2 Senden ... Yetenek Kavramının Organizasyonlar İçin Anlamı Yetenek Akademisi Kurucu Ortağı - Emine Ebru ARSLAN Gemba Team&TV www.gembateam.net www.gemba.tv Anlamın anlamı? Biz Kur'anı Okurken Kur'an Bizi Okur mu? ... Kuran'ın Kurucu İlkeleri ve Evrensellik / Hasan Onat ve Emre Dorman'la Aklımdaki Sorular - Duration: 1:21:52.